Aracı da Rotayı da Değiştirme Zamanı…
Bugün CHP’nin yaşadıkları, iktidarın ve muhalefetin tutumuyla birlikte toplumun yaşadığı krizi, solun yaşadığı ahlaki çöküntüyü anlatmayı, yani yazmayı düşünüyordum.
30/06/2026 08:04 | Son Güncelleme : 16/09/2026 19:54 | Okunma Sayısı : 176 | Cüneyt Alphan
Gece saatlerinde çalışırken Fikret Başkaya hocadan anlatmak istediğim konuyla paralel bir analiz geldi. O zaman önce hocanın analizini paylaşayım, sonra kendi makalemi yazayım dedim.
Elbette Fikret hocaya katılmadığım tespitleri de var ama düşüncelerimizin farklılığı insan olmamızın gereğidir.
Dünyayı bir gülistana, yani gül bahçesine benzetirim. Her farklı gülü de koklamak isterim. Üç günlük dünya hayatımda neden güller arasında ayrım yapıp kendimi misk kokan gülleri koklamaktan mahrum edeyim ki…
Fikret hoca sakıncalı piyade bir gomanist ama bu onu sevmeme engel değil ki…
Gerçi geçmiş tarihte bir devlet büyüğümüz; “Bu memlekette komünizm lazımsa onu da biz getireceğiz.” deyip Fikret hocaya iş bırakmamış ya, neyse hocayı çok da üzmeyelim…
Efendim, sözü uzatmadan sözü Fikret Başkaya hocaya bırakayım.
“Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, al kan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin, demeğe de dilim varmıyor ama
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!”
Nazım Hikmet
“Bu ancak şu anlama gelebilir:
Oradan çıkmak için yol yok değil ama artık vakit,
bugüne kadar bellediğimiz bütün eski yolları terk etme vaktidir.”
Aimé Césaire
Neden bu kadar kolay yönetebiliyorlar, aldatabiliyorlar, oyalayabiliyorlar, manipüle edebiliyorlar; ülkenin varını yoğunu bu kadar kolay yağmalayabiliyor, talan edebiliyorlar?
Herhangi bir tarihsel-toplumsal olayı veya süreci anlamak, tanımlamak, bilince çıkarmak için bir dizi neden sıralamak âdettendir. Fakat o kadarı yeterli değildir… Bir de bütün nedenler içinde asıl nedeni, nedenler hiyerarşisinin başına yerleştirmek gerekir…
Türkiye’nin şimdilerde içine sürüklendiği çürümeyi, sefil durumu anlamak için yüz yıl geriye gitmek gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu’nun doğrudan devamıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nda devlet kutsaldı… Onun doğrudan devamı olan Cumhuriyet rejiminde ise daha da kutsal… Devletin kutsal sayıldığı yerde de “gerisi teferruattır” denir…
Cumhuriyetin ilanına giden süreçte emekçi halk kitlelerinin bir dahli olmadı…
Esasen Cumhuriyet de ikinci İttihatçı rejimdi… İlerleyen dönemlerde de kitlelerin sosyal-politik süreci etkilemesine izin verilmedi… Padişahın-sultanın kulunun bir cumhuriyetin yurttaşı olması engellendi… Yurttaş bilinci olsaydı ülke bugünkü utanç verici durumda olur muydu?
1923-1946 aralığında örgütlenmek, dernek, sendika ve siyasi parti kurmak yasaktı… 1946’da dernek, sendika ve siyasi parti kurmanın önü açıldı ama devletin istemediği örgütler hemen kapatılıyor veya işlevsizleştiriliyordu…
İktidar partisi olan CHP’den Demokrat Parti çıkarıldı. 1950 sonrasında askerî darbeler dışında insanların önüne sandık kondu ama sandıktan hiçbir zaman halk iradesi çıkmadı…
Bizde siyasi partiler devletin ve sermayenin partileridir…
Tabii seçimlerde kullanılan oyun da bir karşılığı yoktu…
Söz konusu olan bir seçim ve temsil yanılsamasından ibaretti… Yegâne istisna, 1960 askerî darbesinden sonra kurulan Türkiye İşçi Partisiydi. 1971’de 12 Mart askerî darbesi tarafından kapatıldı ama kitle hareketi 1970’li yıllarda da yükselmeye devam etti…
Ve asıl darbe, NATO’cu, Amerikancı 12 Eylül 1980 askerî darbesiyle vuruldu…
Esasen bu ülkenin geride kalan yüzyılı, kitle katliamlarının, siyasi cinayetlerin, yasakların ve yok saymanın tarihidir…
Bu rejim, bu ülkenin en değerli şairlerini, yazarlarını, sanatçılarını, ressamlarını, bilim insanlarını, gazetecilerini ve entelektüellerini katletmediği zaman hapislerde çürütmüş; aç ve işsiz bırakmış, ilticaya zorlamıştır…
Katıksız halk düşmanı bir rejimdir…
Bağnaz resmî tarih ve resmî ideoloji de rejimin niteliğinin tartışılmasını, anlaşılmasını, bilince çıkarılmasını engelledi…
Anaokulundan üniversiteye kadar çocukların ve gençlerin bilinci bağnaz resmî tarih ve resmî ideoloji tarafından köreltiliyor. Eleştirel düşüncenin yeşermesi engelleniyor. Oldum olası Türkiye’de “ortalama bilinç”, yurttaş bilinci değil; misafir, mülteci, sığıntı bilincinin ortalamasıdır…
Eğer “yurttaş bilinci” olsaydı, bu kadar kolay yönetebilirler, aldatabilirler, oyalayabilirler, sömürebilirler, yağmalayabilirler ve talan edebilirler miydi?
Bizde siyaset; bütçeyi, hazineyi, müşterekleri (herkesin olan, herkesin kullanımına sunulması gereken ortak yaşam alanları ve kaynakları) yağmalama, siyasetçileri ve çevresini de zenginleştirme aracıdır…
Fakat çeyrek yüzyıllık iktidarında dinci AKP döneminde bütün rekorlar kırıldı…
Eğer bir süre daha iktidar olmayı başarırlarsa, geriye kurtarılacak bir şey kalmayacak… Gerçi açlıkla, yoksullukla, sefaletle bir şekilde başa çıkılabilir ama doğa tahribatı bugünkü tempoyla devam ederse toplumun geleceği kararmaya devam edecektir…
Geride kalan dönemde emekçi kitleler sosyal-politik sürece etkili müdahalede bulunamadı… Siyaset münhasıran kaşarlanmış burjuva politikacıların işi olmaya devam ettikçe başka türlü olması mümkün değildir…
Buraya kadar söylediklerimden, geride kalan dönemde özgürlük ve demokrasi mücadelesi yapılmadığı anlamı çıkarılmamalıdır… Ödenen büyük bedeller taşı yerinden oynatmakta yetersiz kaldı…
Şeylerin rotasını değiştirecek yüksekliğe çıkamadı…
Bugün artık farklı bir durumla yüzleşme zorunluluğu var… Sistemin peydahladığı sosyal kötülüklere (açlık, yoksulluk, işsizlik, sefalet, aşağılanma…) iklim krizi ve ekolojik yıkım da eklenmiş bulunuyor ki bu, yaşamın temelinin aşınması demektir…
Başka türlü ifade etmek istersek, radikal bir paradigma değişikliğine, radikal bir ideolojik-politik-entelektüel kopuşa ihtiyaç var… Artık sadece yönetenleri değil, sistemi değiştirmenin gerekli olduğu zamanlardayız…
Siyasetin burjuva siyasetçilerinin elinden alınıp herkesin işi, şeyi yapılması gerekiyor…
Bu ülkenin tüm zenginliğini üreten/yaratan emekçi halkın kendi kaderine sahip çıkmasına, şeylerin seyrini, aracın rotasını değiştirmesine bir engel yok…
İrade sahibi insanlar değil miyiz?
Eğer soruyu soracak yüksekliğe çıkılmışsa, cevap da uzakta değildir…
Açlık, yoksulluk, sefalet ve geleceksizlik tablosu veri iken kitle hareketi de yükselecektir…
Bu, eşyanın tabiatı gereği böyledir… Potansiyelin heba edilmemesi için artık sahaya çıkma zamanıdır… Başkalarından çözüm beklemek aymazlığından yakayı kurtarmanın gerekli olduğu zamanlardayız…
Siyasetin herkesin işi, şeyi olması gerekiyor…
Velhasıl, yurttaş bilinciyle hareket etmeye bir engel yok… Ellerimiz ebed-müddet armut toplamak zorunda değil…” diyor Fikret Başkaya hoca…
Bunlar da ilginizi çekebilir
Dilan'dan mektup var! Dilan Polat, Gazeteci İsmail Saymaz'a neler yazdı neler...
Kara para aklama ve vergi kaçırma suçlamalarıyla tutuklanan Dilan Polat’tan mektup geldi. Polat Gazeteci İsmail Saymaz’a mektup yazdı.
2 yıl önceKış hastalıkları, geçmeyen öksürük... Baş etmek için bu yöntemi deneyin!
Mevsim değişikliği ile birlikte artış yaşanan hastalıkların başında öksürük geliyor. Her yaş grubunda sıkça görülen inatçı öksürüğün çaresi mümkün. İşte o yöntemler...
2 yıl önceFilipinler'de hükümet ile Komünist parti, yıllardır süren çatışmaları bitirdi
Filipinler'de hükümet ve Filipinler Komünist Partisi, yıllardır süren çatışmaları sona erdirmek için görüşmelere yeniden başlamayı kabul etti.
2 yıl önce