Gündem

ÇÖP VE MEDENİYET

Hepimizin bildiğini zannettiği bir şeyden bahsedelim bugün; medeniyetten.

Medeniyeti anlamak kadar tanımlamak o kadar da zor değil aslında. Medeniyet: elimizdeki veya yerdeki çöpü çöp kutusuna atabilmektir.

Aaa! Bu kadar basit mi? Evet, ama asıl marifet bunu her seferinde yapmak, yapabilmektir. İşte bütün meselelerin temelinde bu vardır. Medeni olmak, kültürlü olmak bu kadar kolay.

İşte çevremizde olan biten her şeye  “bakmak, görmek ve gerekeni yapmak” üçlemesiyle yaklaşmak bizi medeni ve kültürlü yapar veya yapmaz. Ne demek bu şimdi?

Evet, evet; iyi bakıyoruz, cin gibi de görüyoruz lakin gerekeni yapıyor muyuz, yapmıyor muyuz? Her ne kadar son derece medeni olduğumuzu düşünsek de etrafımızdaki çöpler bize kim olduğumuzu hatırlatıyor.

Evlerimizi temiz tutarız, orası bizim için değerli. Çünkü orada yaşıyoruz, bizim diyoruz. Ya sokaklar, topluma açık alanlarımız onlar kimin, bizim değil mi? Oralarda da oturmuyor muyuz? Arkadaşlarımızla buluşmuyor muyuz? Günümüzün çoğunu okulda, sınıflarımızda, parklarda, sokaklarda, doğada geçirmiyor muyuz?

Peki, neden çöp içinde olsak da onlar orada yokmuş gibi davranıyoruz? Ne acı bir durum değil mi? Gerçek şu ki; medeniyetten, yani o çöp kovasından zihnen bir fersah kadar uzağız hepimiz.

Neden böyle ikircikli davranıyoruz peki? İyi ve güzel olan şeyleri neden hep başkaları üstlenmeli? Oysa buna karşın yapılması gereken şeyi o kadar iyi biliyoruz ki… Sırf onu yapmamak için bilerek uzak duruyoruz, hatta kaçıyoruz. Bir nevi medeniyetten kaçıyoruz aslında.

Medeni olmakla çöpü çöp kutusuna atmayı eş değer görmüyoruz nedense. Yerdeki çöpü almayı çoğunlukla utanılacak, basitleşecek bir iş gibi algılıyoruz. "Onu birileri yapar nasılsa, ama o ben değilim, kim olduğu da umurumda değil" algısı tam olarak bu yönde.

İşte bu yüzdendir ki; üçüncü sınıf toplumlar ve kişiler, medeniyetten tam olarak bir çöp kovası kadar uzaktır.

Peki, o çöpleri düşüncesizce sağa sola atanlarla ilgili hiç içten bir şey düşünüyor musunuz gerçekten? Ona dair bugüne kadar kaç kişiyi uyardık? Kaç kişiyi ayıpladık şu hayatta? Yoksa bu kirli işin içinde olanlardan, yani yere o çöpü atanlardan biri de sen misin?

Çöp atmak normal mi sahi? Ya da çöpü görüp de başımızı çevirmek… Her iki durumda da o çöp doğanın bağrında mı değil mi? Aralarında çok fark var mı dersiniz?

Peki ya insan, doğadaki en zeki canlı değil mi? Neden doğaya bu kadar acımasız ve düşmanca davranıyor olabilir? Bunun üzerine biraz derin derin düşünelim mi?

Albert Schweitzer, "Medeniyetin ölçüsü, binaların yüksekliği değil, insan kalitesidir" demişti. Ne kadar doğru bir söz...

Oysa bizim dünyamızda medeniyet; o süslü binaların, lüks arabaların, devasa AVM’lerin gölgesinde unuttuğumuz, önünden kibirle geçip gittiğimiz bir çöp kovasından ibarettir. Evet, yanlış duymadınız; medeniyet, bir çöp tenekesidir.

Hani başta tanımını yaptık ya, hatırlayalım mı: Medeniyet çöp kutusunun adıdır, medenilik ise elimizdeki veya yerdeki çöpü o çöp kutusuna atabilmektir.

Hiçbir zaman lüks binalarımızın olması, oralarda yaşıyor olmamız, arabalarımızın olması, markalar giyiyor olmamız, okullar okuyor olmamız bizi medeni, kültürlü ve kaliteli yapmaz. Her şey medeniyetle, yani çöp kutusuyla kurduğumuz o samimi bağla ölçülüyor.

Boşuna öyle çok uzaklara gitmeye gerek yok; medeniyeti Avrupa’da, Amerika’da aramaya da gerek yok hiç. Bu durum tamamen kaliteli yaşamakla, kaliteyi yaşamayı istemekle, kaliteli, nezih ve temiz ortamlarda yaşamakla alakalıdır. Tamamen kendi yaşam alanına saygı duymakla, ona sahip çıkmakla ilgilidir.

Düşünsenize; içinde bulunduğumuz bu çöplük ortamında, herkesin kendini son derece aklı başında ve son derece bilinç sahibi sanıyor olması ne kadar da trajikomik değil mi?

Bugün sokakta rastgele yüz insana çevirip sorsak, yere çöp atılmaması gerektiğini o yüz kişinin yüzü de büyük bir hevesle söyler. Okullardaki öğrencilere baksanız, hemen hepsi bu bilginin doğruluğundan son derece emindir.

Madem herkes her şeyin bu kadar farkında, o halde iş neden medeni olmayı sıkı cezalar uygulanmasına bağlasın? Ağır yaptırımlara veya kameralarla tepemizden eksilmeyen zorlayıcı bir denetime neden ihtiyaç duyalım ki? Kanıksamak dediğimiz o tehlikeli, o sinsi uyuşma hali tam olarak bu olsa gerek.

Bildiğimiz doğrularla yaşadığımız hayatlar arasında maalesef derin uçurumlar oluşturmuşuz ... Ne yazık ki zihnimizdeki o medeniyetten, tam olarak bir çöp kovası kadar uzağız.

Kendi beynini, kendi bedenini doğrular, gerçekler ve güzellikler çerçevesinde kontrol etmekten aciz bir topluluk olup çıktık. Gerçek medenilik; çevrende seni denetleyen hiç kimse yokken, bir kamera seni izlemiyorken yerde gördüğün o çöpü ait olduğu yere ulaştırmaktır. Yani çöp kutusuna ulaştırmak...

Eğer bu basit ama onurlu eylemi kimsenin gözetiminde olmadan gerçekleştirebilmişsen, tebrikler; sen gerçekten medeni bir birey olmuşsun demektir.

Bu kadar basit mi; evet, bu kadar işte. "Kimse görmüyor nasılsa" rahatlığına sığınarak elindeki çöpü doğaya fırlatıyorsan, karakterin ve kişiliğin ciddi şekilde zayıf demektir. Çünkü sen kendi iradeni, kendi ahlakını başkalarının gözlemesine adamış bir kölesindir.

İnsanın kalitesi, kimse bakmadığında ne yaptığıyla ölçülür çünkü. Bu kaliteye ulaşamadığımız sürece medeniyetten bir çöp kovası kadar uzağız demektir.

Doğamızı çöpten kurtarıp medeniyete, yani çöp kutusuna ulaştırmak, bizi gerçekten kaliteli yapar. Bu basit hareket kaliteli ve onurlu bir hayat yaşamak istediğimizi en net şekilde yansıtır.

Çöplükte, pisliğin içinde yaşamak istemediğinin, en önemlisi de böyle bir hayatı asla hak etmediğinin açık bir belirtisidir. Üstelik sadece çevreyle de sınırlı kalmaz bu bilinç. Çevreni kirletenlere karşı yapacağın küçük bir uyarı, senin gelecekte hangi insanlarla birlikte yürüyüp, kimlerle dostluk kurup kurmayacağının da en büyük göstergesidir.

Kendine değer veren insan, çevresine de dostuna da aynı kaliteyle yaklaşır çünkü.

Belki konuşmaktan çekiniyoruz, belki de görmezden geliyoruz ama gerçek şu ki; medeniyete açılan ikinci kapımız da tuvaletlerdir. Orada, o küçücük alanda kendimizle tamamen baş başa kalırız. Hatta kendi içimizdeki medenilikle, kendi ahlakımızla yüzleştiğimiz tek yer orası diyebiliriz.

Bizden önce oraya giren veya bizden sonra o kapıdan içeri girecek olan insan hakkında, medenilik adına asıl kararı verdiğimiz gizli bir sınav alanıdır burası.

Hele de toplu kullanıma açık alanlarda; ibadet yerlerinde, okullarda, alışveriş merkezlerinde, çarşılarda ve statlarda... Hemen her yerde, başımızda bizi denetleyen hiçbir güç yokken, hiçbir kamera bizi izlemiyorken o tuvaletleri nasıl bıraktığımız, bizim gerçek kalitemizi ve insanlığımızı çırılçıplak ortaya döker.

Çünkü gerçek medeniyet, kimse bakmadığında takındığın o temizlik ahlakıdır.

Biz ise kalitenin bir o kadar uzağında durmakta ısrar ediyoruz. Sokaklara bakın, sınıflara, okul bahçesine, kantinin etrafına bakın. Her gün yürüdüğünüz koridorlarınıza, parklarınıza bakın. Nefes aldığınız o piknik alanlarına bakın. Ne görüyorsunuz? Tabii bir de hemen yanlarında duran medeniyeti, yani çöp kutularını göreceksiniz. İşte tam o an, medeniyetle, kültürle yüzleşeceğiz aslında. Kendimizi orada test edeceğiz işte. Sözle değil, davranışımızla ya var olacağız ya da yok…

Mehmet Akif’in dediği o "tek dişi kalmış canavar" falan değildir medeniyet. O, hemen yanı başımızda duran bir samimiyet testidir. Mesafe fiziksel olarak beş metredir, on metredir belki. Ama zihnen çok çok uzağız ve uzak duruyoruz ondan.

Tek yapmamız gereken ne, biliyor musunuz? Elimizdeki o çöp olarak gördüğümüz şeyi, o medeniyetin kutusuna ulaştırmak. Bu kadar da kolay değil mi? Kolay olduğu kadar da zorlu ve zahmetli bir yol gibi duruyor.

Çünkü o basit hareketin içinde koca bir felsefe barındırıyor insan. Duyarlılık barındırıyor, bilgi barındırıyor. “Ahlak ve derin bir insanlık” barındırıyor.

Düşünsenize, elindeki çöpü yere atıp atmamak ne demektir? İçinde yetiştiğimiz ailenin, toplumun, kültürün, saygının göstergesidir. Geleceğe dair kurduğun hayaller ve umutlar saklıdır orada; bir karakter yansımasıdır.

Bu basit zahmete katlanamayanlar için medeniyet, sadece süslü bir kelimeden ibarettir.

Herkes için çok kolay gibi geliyor uzaktan bakınca, değil mi? "Ne var canım, altı üstü bir çöp değil mi?" deyip geçiveriyoruz. Ama bunu bir yaşam felsefesi haline getirmek, buna kalpten inanmak ve alışkanlığa dönüştürmek; işte asıl mesele orada düğümleniyor.

Bakıyorsunuz etrafa, her yer sigara izmaritinden, plastik atıklardan geçilmiyor. “At doğaya, fırlat yere, nasılsa birileri toplar!” Ne kadar büyük bir medeniyetsizlik, cahillik, ucuzluk… Terbiyesizlik veya ahlaksızlık denebilir mi buna? Cevabı kesinlikle sizdedir.

İnsan gölgesinde oturduğu o ağacın altına değer vermediği an, kendi varlığını da hor kullanıyor demektir. Peki, bir insan neden değer vermez üzerinde yaşadığı dünyaya? "Ben medeniyim, doğayı çok severim" diye gösteriş yapmanın hayatta bir karşılığı olmalı kesinlikle.

En azından bu konuda dürüst davranmak gerekmez mi? Mahatma Gandhi, "Bir milletin medeniyeti, hayvanlarına ve çevresine nasıl davrandığıyla ölçülür," derken tam da bu sahte maskeleri aşağı indiriyor.

Evet, medeniyet o kadar yakınımızda, o kadar içimizde ki aslında... Ama biz, kendi tembelliğimiz ve vurdumduymazlığımız yüzünden bir o kadar uzağında duruyoruz onun.

Kulaklarımızda hep o asil medeni olma nutukları yankılansa da gözlerimiz yerdeki o çirkin gerçekliğe takılıp kalıyor. Medeniyetle aramızdaki o beş metrelik mesafeyi yürüyüp insanlığımızı o kutuya mı ulaştıracağız? Yoksa kendi çöplüğümüzde sahte medeniyet rüyaları görmeye devam mı edeceğiz?

Unutmayalım, medeniyetten sadece birkaç adım uzağız ve bu mesafeyi kapatacak olan tek şey bizim kendi kalitemizdir. Kaliteli olmayı hak ediyor musun, etmiyor musun? Cevabı sende…