DEM Partili Sinan Çiftyürek : Kürt meselesi statü olmadan çözülemez, özerklik talep ediyoruz, Öcalan serbest bırakılmalı
DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, Yirmibirtv'ye verdiği özel röportajda çözüm süreci, Kürt meselesi, özerklik talebi, anayasal değişiklikler, anadilde eğitim, Abdullah Öcalan'ın durumu ve bölgesel gelişmelere ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
28/07/2026 22:35 | Son Güncelleme : 26/10/2026 21:57 | Okunma Sayısı : 472 | Hamdo
Yirmibirtv Ankara Temsilcisi Cüneyt Alphan, DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek ile Türkiye'de yeniden gündeme gelen çözüm süreci, Kürt meselesi, anayasal değişiklik tartışmaları, demokratikleşme, siyasi statü talepleri, Abdullah Öcalan'ın durumu, kayyum uygulamaları, muhalefetin yaklaşımı ve bölgesel gelişmeler üzerine kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdi.
Çiftyürek, kalıcı bir çözümün yalnızca silah bırakılmasıyla sağlanamayacağını savunurken; anayasal güvence, anadilde eğitim hakkı, demokratikleşme ve Kürtlerin siyasi statü talebinin de çözüm sürecinin temel başlıkları arasında yer alması gerektiğini dile getirdi.
Bölgenin ekonomik ve sosyal durumu da gündeme geldi
Söyleşi sırasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyine ilişkin çeşitli rapor ve belgeleri gösteren Çiftyürek, bölgenin uzun yıllardır ağırlıklı olarak güvenlik perspektifiyle ele alındığını ileri sürdü. Kalıcı çözüm için ekonomik, sosyal ve siyasal boyutların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“Başlangıçta çözüm süreciydi, bugün Terörsüz Türkiye sürecine dönüştü”
Barış sürecinin hangi aşamada olduğu yönündeki soruya yanıt veren Çiftyürek, öncelikle sürecin neden başlatıldığının sorgulanması gerektiğini söyledi.
Devletin iki temel tehdit algısıyla hareket ettiğini öne süren Çiftyürek, bunlardan birincisinin 7 Ekim 2023 sonrası yaşanan bölgesel gelişmeler olduğunu belirterek bunu "kendi 11 Eylül'ümüz" olarak değerlendirdiklerini ifade etti.
Rojava'nın resmi statü kazanma ihtimalinin Türkiye açısından önemli bir kaygı olarak görüldüğünü savunan Çiftyürek, ikinci başlığın ise İran'daki Kürtlerin ilerleyen süreçte bir statü elde edebileceği düşüncesi olduğunu söyledi. Irak Kürdistanı'ndaki federal yapının da devlet tarafından dikkate alınan konular arasında yer aldığını belirtti.
Ancak bugün devletin kendisini daha rahat hissettiğini düşündüğünü söyleyen Çiftyürek, Rojava'da beklenen gelişmelerin yaşanmadığı ve İran'daki Kürt meselesinde de farklı bir tablo ortaya çıktığı yönünde değerlendirmeler yapılmış olabileceğini ifade etti.
Çiftyürek, başlangıçta "çözüm süreci" olarak adlandırılan sürecin zaman içerisinde "Terörsüz Türkiye" sürecine dönüştüğünü belirterek, çözülmesi gereken temel meselenin Kürt meselesi olduğunu ve bu ayrımın doğru yapılması gerektiğini dile getirdi.
"Kürt meselesi yalnızca güvenlik başlığıyla çözülemez”
Barış sürecinin geldiği noktadaki temel eksikliğin ne olduğu sorusunu yanıtlayan Çiftyürek, mevcut tartışmalarda ağırlıklı olarak silah bırakma meselesinin öne çıktığını söyledi.
Kürt meselesinin sadece silah meselesi olmadığını ifade eden Çiftyürek, silahın bu meselenin ortaya çıkardığı sonuçlardan biri olduğunu savundu.
Bütün sürecin yalnızca "terör" başlığı altında ele alınması halinde kalıcı çözümün mümkün olmayacağını belirten Çiftyürek, Kürt meselesinin anayasal, siyasal ve demokratik boyutlarının bulunduğunu kaydetti.
"Hazırlanan yasa Kürt meselesini çözmüyor”
TBMM'de hazırlanan yasa tasarısını değerlendiren Çiftyürek, tasarının temel olarak silah bırakma sürecini ele aldığını ancak Kürt meselesinin çözümüne ilişkin somut düzenlemeler içermediğini söyledi.
Demokratikleşme, anayasal güvence, siyasi haklar ve hukuki güvenceler konusunda açık bir çerçeve bulunmadığını dile getiren Çiftyürek, Abdullah Öcalan'ın durumu, Selahattin Demirtaş'ın tahliyesi ve kayyum uygulamalarının sona erdirilmesi gibi başlıkların da tasarıda yer almadığını ifade etti.
Bunların Kürt meselesinin nedeni değil sonucu olduğunu söyleyen Çiftyürek, buna rağmen bu alanlarda da çözüm üretilmediğini öne sürdü.
Kürtlerin silahlı mücadeleyi savunmadığını belirten Çiftyürek, devletin silah bırakılmasının ardından hangi demokratik adımları atacağını açık biçimde ortaya koyması gerektiğini söyledi.
“TBMM raporuna ret oyu verdik”
TBMM'de hazırlanan barış süreci raporunun Kürt sorununu tanımlamadığı yönündeki değerlendirmeye ilişkin konuşan Çiftyürek, rapora ret oyu verdiklerini açıkladı.
Raporda Kürt meselesine ilişkin somut düzenlemeler bulunmadığını savunan Çiftyürek, demokratikleşme konusunda da açık bir yaklaşım ortaya konulmadığını belirtti.
Raporda sürekli "terör" kavramının öne çıkarıldığını söyleyen Çiftyürek, Kürt meselesinin tarihsel ve siyasal boyutlarının da görülmesi gerektiğini ifade etti.
“Kürt meselesi silah değildir”
Çiftyürek, Kürtlerin temel taleplerini üç başlık altında sıraladı.
Bunlardan birincisinin Kürtlerin bir halk olarak anayasal güvence altına alınması olduğunu belirten Çiftyürek, bu nedenle Anayasa'nın 66'ncı maddesinin yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.
İkinci olarak anadilde eğitim hakkının tanınmasını isteyen Çiftyürek, üçüncü olarak ise Kürtlere siyasi statü verilmesi gerektiğini savundu.
“Bu saatten sonra Kürtlerin statüsüz yaşaması mümkün değil”
Nasıl bir siyasi statü istediklerinin sorulması üzerine Çiftyürek, açık şekilde "özerklikten söz ediyorum" ifadelerini kullandı.
Milyonlarca Kürdün herhangi bir statü olmadan yaşamaya devam etmesinin mümkün olmadığını düşündüğünü belirten Çiftyürek, İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayan Kürtlerin daha çok kültürel hakları öncelikli görebileceğini, ancak Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde siyasi statü ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi taleplerinin öne çıktığını söyledi.
“Federal ve özerk modeller dünyada uygulanıyor”
Siyasi özerkliğin Türkiye açısından sorun oluşturacağı yönündeki değerlendirmelere de yanıt veren Çiftyürek, dünyada farklı yönetim modellerinin bulunduğunu söyledi.
Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, İspanya ve İngiltere'deki federal ya da özerk yönetim modellerini örnek gösteren Çiftyürek, statü olmadan Kürt meselesinin çözülemeyeceğini savundu.
Anadilde eğitim hakkının kabul edilmesiyle birlikte Kürt kimliğinin anayasal ve siyasal olarak tanınmasının da tartışılmaya başlanacağını ifade etti.
“Kürtçenin resmî dil olmasını istiyoruz”
"Kürtçenin resmî dil olmasını mı istiyorsunuz?" sorusuna "Evet" yanıtını veren Çiftyürek, Kürtçenin resmî dil olmasını istediklerini söyledi.
Türkiye'de Kürtlerle Türklerin hak eşitliği temelinde değerlendirilmesi gerektiğini savunan Çiftyürek, sayıların değil hak eşitliğinin peşinde olduklarını belirtti.
“Öcalan serbest bırakılmalı”
DEM Parti'nin Kürtler için talep ettiği siyasi statü ile Abdullah Öcalan için dile getirilen statü tartışmasının aynı olup olmadığı sorusuna yanıt veren Çiftyürek, DEM Parti adına konuşamayacağını ancak kendi görüşünün açık olduğunu söyledi.
Öcalan'ın serbest bırakılması gerektiğini ifade eden Çiftyürek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında yer alan "umut hakkı" tartışmasının da dikkate alınması gerektiğini savundu.
Kobanê davasındaki tutukluların serbest bırakılması ve kayyum uygulamasının yasal düzenlemeyle sona erdirilmesinin çözüm zemininin güçlenmesine katkı sağlayacağını öne sürdü.
"Öcalan'a statü" ifadesiyle ne kastettiğinin sorulması üzerine ise Çiftyürek, bunun kendi açısından Öcalan'ın serbest bırakılması anlamına geldiğini belirterek, serbest kaldığında kendi kitlesi ve basınla daha doğrudan ilişki kurabileceğini söyledi.
“Devlet isterse toplum hazır olur”
Toplumun bu tartışmalara hazır olup olmadığı yönündeki soruya da yanıt veren Çiftyürek, devlet isterse toplumun hazır olacağını savundu.
Kullanılan dilin değişmesi, propagandanın sona ermesi ve acıların ortaklaştırılması gerektiğini belirten Çiftyürek, şehit ailelerinin yaşadığı acılar kadar Vedat Aydın ve benzeri olaylarda yaşamını yitirenlerin ailelerinin acılarının da görülmesi gerektiğini ifade etti.
Acıların yarıştırılmaması gerektiğini söyleyen Çiftyürek, Türk toplumunun hassasiyetlerini dikkate aldıklarını, aynı şekilde Kürt annelerinin yaşadığı acıların da görülmesi gerektiğini dile getirdi.
“Doğu ve Güneydoğu sadece güvenlik başlığıyla ele alınmamalı”
Çiftyürek, söyleşi sırasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyine ilişkin rapor ve belgeleri paylaşarak bölgenin uzun yıllardır güvenlik eksenli politikalarla ele alındığını savundu.
Ekonomik, sosyal ve siyasal kalkınmanın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çiftyürek, bu değerlendirmelerin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin 5 Mayıs 2026 tarihli grup toplantısında yaptığı açıklamaları da yeniden gündeme getirdiğini söyledi.
Bahçeli'nin konuşmasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun yalnızca İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve MİT'in güvenlik raporları çerçevesinde değerlendirilmemesi gerektiğini; tarım, hayvancılık, yenilenebilir enerji, sınır ticareti, lojistik koridorlar, kültür turizmi, girişimcilik, sanayi ve teknoloji yatırımları açısından da ele alınması gerektiğini ifade ettiği hatırlatıldı.
Çiftyürek de bu yaklaşımı önemli bulduğunu belirterek, bölgenin yalnızca güvenlik politikaları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini savundu.
“Kürdistan meselesi daha fazla konuşulacak”
İran-ABD gerilimi ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çiftyürek, ABD'nin temel stratejisinin Asya'da daha etkili olmak olduğunu düşündüğünü söyledi.
Bu kapsamda Rusya'nın bölgedeki etkisini azaltmaya yönelik politikalar izlendiğini savunan Çiftyürek, günümüzde savaşların klasik yöntemlerden farklı ilerlediğini ve süreçlerin çoğu zaman bilinçli şekilde yarım bırakıldığını ifade etti.
Irak örneğini veren Çiftyürek, "Bir devletin iki ordusu olmaz. Ya Kürdistan Federe Bölgesi tasfiye edilir ya da farklı bir siyasi noktaya evrilir." değerlendirmesinde bulundu.
Önümüzdeki dönemde Kürdistan meselesinin daha fazla tartışılacağını öne süren Çiftyürek, İran'ın ise ABD'nin zayıf yönlerini iyi analiz ederek daha stratejik hareket ettiğini söyledi.
“Türkiye despot bir ülkedir”
Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raporunu değerlendiren Çiftyürek, Türkiye'deki yönetim anlayışının demokratik standartlar açısından ciddi sorunlar taşıdığını savundu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetimini kendi değerlendirmesine göre "Doğu despotizminin İslami versiyonu" olarak nitelendiren Çiftyürek, "Türkiye despot bir ülkedir." ifadelerini kullandı.
“Muhalefeti kendi iç sorunlarıyla meşgul etmek istiyorlar”
CHP ve muhalefetin mevcut durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çiftyürek, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve ekibinin partinin geleneksel siyaset çizgisinin dışına çıkarak toplumla daha fazla temas kurduğunu söyledi.
Mutlak butlan tartışmasının Cumhur İttifakı'nın daha geniş siyasi hedefleriyle bağlantılı olduğunu düşündüğünü belirten Çiftyürek, iktidarın yeniden cumhurbaşkanlığı ve iktidar hedefi bulunduğunu savundu.
Muhalefetin kendi iç tartışmalarıyla meşgul edilmek ve DEM Parti'nin etkisizleştirilmek istendiğini öne süren Çiftyürek, Kemal Kılıçdaroğlu'nun ise başlangıçtan itibaren kayyum ve mutlak butlan tartışmalarına karşı daha net bir tutum alması gerektiğini ifade etti.
Sonuç: “Çözüm tartışması yeni bir döneme giriyor”
Söyleşinin sonunda Türkiye'de Kürt meselesi, güvenlik politikaları, demokratikleşme ve anayasal tartışmaların yeniden gündemin önemli başlıkları arasında yer aldığı vurgulandı.
Çiftyürek, çözümün yalnızca silah bırakma süreciyle sınırlı tutulamayacağını; anayasal güvence, kültürel haklar ve siyasi statü tartışmalarının da ele alınması gerektiğini savundu.
Öte yandan devlet kanadından gelen bazı açıklamalarda da bölgenin yalnızca güvenlik perspektifiyle değerlendirilmemesi gerektiği yönündeki vurguların öne çıktığı ifade edildi.
Önümüzdeki dönemde Türkiye'de güvenlik yaklaşımı ile demokratik ve siyasal çözüm arayışının nasıl dengeleneceğinin en önemli tartışma başlıklarından biri olacağı değerlendirildi.
Gazetecilik notu
Yirmibirtv Ankara Temsilcisi Cüneyt Alphan, söyleşinin ardından yaptığı değerlendirmede, gazeteciliğin en önemli görevlerinden birinin toplumun zor sorularını sormak olduğunu belirtti.
Alphan, Kürt meselesi, barış süreci, demokratikleşme, bölgesel kalkınma ve Türkiye'nin geleceğine ilişkin farklı görüşlerin kamuoyu önünde tartışılmasının demokratik toplumlar açısından önemli olduğuna inandığını ifade etti.
Röportajda Çiftyürek'in değerlendirmeleriyle birlikte Türkiye'nin uzun yıllardır tartıştığı temel başlıkların ele alındığını belirten Alphan, özerklik tartışmalarından Abdullah Öcalan'ın durumuna, kayyum uygulamalarından bölgesel kalkınmaya kadar birçok konunun kapsamlı şekilde değerlendirildiğini söyledi.
Alphan, son olarak Çiftyürek'e söyleşi için ayırdığı zaman dolayısıyla teşekkür etti.
İşte Ankara Temsilcimiz Cüneyt Alphan'ın Dem Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek ile yaptığı söyleşinin Tamamı
DEM Partili Sinan Çiftyürek:
"Kürt meselesi statü olmadan çözülemez"
"Özerklik talep ediyoruz, Öcalan serbest bırakılmalı"
Söyleşi: Cüneyt Alphan
DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, Türkiye'de yeniden tartışılmaya başlanan çözüm sürecinden Kürt meselesinin çözümüne, anayasal değişiklik tartışmalarından siyasi statü talebine, Abdullah Öcalan'ın durumundan kayyum uygulamalarına ve muhalefetin tutumuna kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.
Çiftyürek, kalıcı bir çözüm için yalnızca silah bırakmanın yeterli olmayacağını savunarak; anayasal güvence, anadilde eğitim hakkı, demokratikleşme ve Kürtlerin siyasi statü talebinin tartışılması gerektiğini ifade etti.
Görüşme sırasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyine ilişkin çeşitli rapor ve belgeler gösteren Çiftyürek, bölgenin uzun yıllardır ağırlıklı olarak güvenlik perspektifiyle ele alındığını ileri sürdü.
"Başlangıçta çözüm süreciydi,
Bugün Terörsüz Türkiye sürecine dönüştü"
Soru:
Barış süreci hangi aşamada? Sizce süreç nasıl ilerliyor?
Sinan Çiftyürek:
Öncelikle şu soruyu sormamız gerekiyor: Barış süreci neden başlatıldı?
Devlet iki temel tehdit algısıyla hareket etti.
Birincisi, 7 Ekim 2023 sonrası ortaya çıkan bölgesel gelişmelerdi. Biz bunu adeta "kendi 11 Eylül'ümüz" olarak değerlendiriyoruz. Rojava'nın resmi bir statü kazanması ihtimali, Türkiye açısından önemli bir kaygı unsuru olarak görüldü.
İkinci olarak İran'daki Kürtlerin de gelecekte bir statü elde edebileceği düşüncesi vardı.
Irak Kürdistanı'ndaki federal yapının varlığı da Türkiye açısından dikkate alınan başlıklardan biri oldu.
Ancak bugün devletin kendisini daha rahat hissettiğini düşünüyorum. Rojava'da beklediği ölçüde bir gelişme yaşanmadığı, İran'daki Kürt meselesinde de farklı bir tablo ortaya çıktığı değerlendirilmiş olabilir.
Başlangıçta "çözüm süreci" olarak ifade edilen süreç, zaman içerisinde "Terörsüz Türkiye" sürecine dönüştü.
Oysa çözülmesi gereken temel mesele Kürt meselesidir. Bu ayrımı doğru yapmak gerekiyor.
"Kürt meselesi yalnızca güvenlik başlığıyla çözülemez"
Soru:
Barış sürecinin geldiği noktada temel eksiklik sizce nedir?
Çiftyürek:
Bugün tartışılan çerçevede daha çok silah bırakma meselesi öne çıkıyor.
Ancak Kürt meselesi sadece silah meselesi değildir. Silah, bu meselenin ortaya çıkardığı sonuçlardan biridir.
Eğer bütün süreç yalnızca "terör" başlığı altında ele alınırsa kalıcı bir çözüm ortaya çıkmaz.
Kürt meselesinin anayasal, siyasal ve demokratik boyutları vardır.
"Bu yasa Kürt meselesini çözmüyor"
Soru:
Barış süreci kapsamında hazırlanan yasa tasarısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sinan Çiftyürek:
Tasarıya baktığımızda temel olarak silah bırakma meselesinin ele alındığını görüyoruz.
Ancak Kürt meselesinin çözümüne ilişkin somut bir düzenleme bulunmuyor. Demokratikleşme, anayasal güvence, siyasi haklar ve hukuki güvenceler konusunda açık bir çerçeve ortaya konulmuş değil.
Öcalan'ın durumu, Demirtaş'ın tahliyesi, kayyum uygulamalarının sona erdirilmesi gibi başlıklar da tartışılmıyor.
Bunlar Kürt meselesinin nedeni değil, ortaya çıkan sonuçlarıdır. Ancak bu alanlarda da çözüm üretilmediğini görüyoruz.
Kürt meselesi sadece "terör" başlığına indirgenirse sorun çözülmez.
Kürtler silahı savunmuyor. Silahlı mücadeleye dönüşü de savunmuyor. Ancak devletin de silah bırakılmasının ardından hangi demokratik adımları atacağını açık biçimde ortaya koyması gerekiyor.
"Kürtlerin anayasal güvenceye ve siyasi statüye ihtiyacı var"
Soru:
TBMM'de hazırlanan barış süreci raporunu okudunuz mu? Raporda Kürt sorununu tanımlayan ya da Kürt halkının varlığını açık biçimde kabul eden bir ifadeye rastlamadım. Sizce bu süreç Kürtlere ne kazandırdı?
Çiftyürek:
Biz o rapora ret oyu verdik.
Çünkü raporda Kürt meselesine ilişkin somut bir düzenleme bulunmuyor. Demokratikleşme konusunda da açık bir yaklaşım ortaya konulmuş değil.
Sürekli olarak "terör" kavramı öne çıkarılıyor.
Eğer mesele yalnızca bu çerçevede ele alınacaksa, ortaya konulan çözüm de bu yaklaşımın çözümü olur.
Biz Kürtler silahı savunmuyoruz. Ancak Kürt meselesinin tarihsel ve siyasal boyutlarının da görülmesi gerektiğini düşünüyoruz.
"Kürt meselesi silah değildir"
Soru:
Kürtler açısından temel talepler nelerdir? Bunu başlıklar halinde sıralayabilir misiniz?
Çiftyürek:
Öncelikle şu ayrımı yapmak gerekiyor:
Kürt meselesi silah değildir. Silah, Kürt meselesinin ortaya çıkardığı sonuçlardan biridir.
Kürt meselesinin temel başlıkları vardır.
Birincisi, Kürtlerin bir halk olarak anayasal güvence altına alınması gerekir.
Bu nedenle Anayasa'nın 66'ncı maddesi yeniden ele alınmalıdır.
İkincisi, anadilde eğitim hakkı tanınmalıdır.
Üçüncüsü ise Kürtlere siyasi statü verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
"Bu saatten sonra Kürtlerin statüsüz yaşaması mümkün değil"
Soru:
Nasıl bir siyasi statüden söz ediyorsunuz?
Çiftyürek:
Özerklikten söz ediyorum.
Bu saatten sonra milyonlarca Kürdün herhangi bir statü olmadan yaşamaya devam etmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum.
İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayan Kürtlerin öncelikli talepleri daha çok kültürel haklar olabilir. Ancak Kürt nüfusunun yoğun yaşadığı bölgelerde siyasi statü ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi talepleri daha fazla öne çıkıyor.
Soru:
Ancak siyasi özerklik talebinin Türkiye açısından ciddi sorunlar doğuracağını düşünenler var. Bu kaygıları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çiftyürek:
Neden sorun doğursun?
Dünyada farklı yönetim modelleri bulunuyor. Federal veya özerk yapıların olduğu birçok ülke var.
Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, İspanya ve İngiltere bu konuda örnek olarak gösterilebilir.
Soru:
Ancak Türkiye'nin tarihsel ve siyasal yapısı Batı Avrupa ülkelerinden farklı. Ortadoğu koşullarında böyle bir modelin uygulanabilir olduğunu düşünüyor musunuz?
Çiftyürek:
Bence statü olmadan Kürt meselesinin çözümü mümkün değil.
Anadilde eğitim hakkını kabul ettiğiniz noktada aslında Kürt kimliğinin anayasal ve siyasal olarak tanınması tartışması da başlamış olur.
"Kürtçenin resmî dil olmasını istiyoruz"
Soru:
Yani Kürtçenin resmî dil olmasını mı istiyorsunuz?
Çiftyürek:
Evet. Kürtçenin resmî dil olmasını istiyoruz.
Türkiye'de ya Kürtlerle Türkler eşittir ya da değildir.
Biz sayıların değil, hak eşitliğinin peşindeyiz.
Yirmi birinci yüzyılda Kürtlerin statüsüz yaşamaya devam edeceğini düşünmüyorum.
"Öcalan serbest bırakılmalı"
Soru:
DEM Parti'nin Kürtler için talep ettiği siyasi statü ile Abdullah Öcalan için dile getirilen "statü" talebi aynı şey mi?
Çiftyürek:
DEM Parti Kürtler için siyasi statü talep ediyor.
Öcalan konusunda ise benim görüşüm açıktır. Öncelikle serbest bırakılması gerektiğini düşünüyorum.
Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında yer alan "umut hakkı" tartışmasının da dikkate alınması gerekir.
Kobanê davasındaki tutukluların serbest bırakılması ve kayyum uygulamasının yasal düzenlemeyle sona erdirilmesi, çözüm zemininin güçlenmesine katkı sağlar.
Soru:
Kamuoyunda "Öcalan'a statü" ifadesi farklı yorumlanıyor. Siz bundan ne anlıyorsunuz?
Çiftyürek:
Ben DEM Parti adına konuşamam.
Benim kastettiğim, Öcalan'ın serbest bırakılmasıdır.
Serbest kaldığında kendi kitlesiyle ve basınla daha doğrudan ilişki kurabilir.
"Devlet isterse toplum hazır olur"
Soru:
Toplumun bu tartışmalara hazır olduğunu düşünüyor musunuz?
Çiftyürek:
Devlet isterse toplum hazır olur.
Kullanılan dil değişir, propaganda sona erer ve acılar ortaklaştırılır.
Elbette şehit ailelerinin yaşadığı büyük acılar var. Ancak Vedat Aydın ve benzeri olaylarda yaşamını yitirenlerin ailelerinin de acıları bulunuyor.
Acıları yarıştırmamak gerekir.
Türk toplumunun hassasiyetlerini dikkate alıyoruz. Aynı şekilde Kürt annelerinin uzun yıllardır yaşadığı acıların da görülmesi gerektiğini düşünüyoruz.
"Doğu ve Güneydoğu sadece güvenlik başlığıyla ele alınmamalı"
Çiftyürek, görüşme sırasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyine ilişkin çeşitli rapor ve belgeler gösterdi.
Çiftyürek, söz konusu belgelerin bölgedeki ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin uzun yıllardır devam ettiğini ortaya koyduğunu savundu.
Bölgenin geçmişten bugüne ağırlıklı olarak güvenlik perspektifiyle ele alındığını belirten Çiftyürek, kalıcı çözüm için ekonomik, sosyal ve siyasal boyutların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Bu değerlendirmeler, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin 5 Mayıs 2026 tarihli grup toplantısında yaptığı açıklamaları da yeniden gündeme getirdi.
Bahçeli konuşmasında şu ifadeleri kullanmıştı:
"Doğu ve Güneydoğu Anadolu yalnızca İçişleri Bakanlığımızın özel ilgi alanı, Millî Savunma Bakanlığımızın uzmanlık sahası, Millî İstihbarat Teşkilatımızın güvenlik raporlarının konusu olmamalıdır."
Bahçeli ayrıca bölgenin yalnızca güvenlik perspektifiyle değil; tarım, hayvancılık, yenilenebilir enerji, sınır ticareti, lojistik koridorlar, kültür turizmi, girişimcilik, sanayi ve teknoloji yatırımları açısından da ele alınması gerektiğini ifade etmişti.
Çiftyürek de bu yaklaşımın önemli olduğunu belirterek, bölge sorunlarının yalnızca güvenlik politikaları üzerinden değerlendirilemeyeceğini savundu.
"Kürdistan meselesi önümüzdeki dönemde daha fazla konuşulacak"
Soru:
İran-ABD gerilimi ve bölgesel gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çiftyürek:
Amerika'nın temel stratejisinin Asya'da daha fazla etkili olmak olduğunu düşünüyorum. Bunun için Rusya'nın bölgedeki etkisini azaltmaya yönelik politikalar izliyor.
Bugün yaşanan çatışmalar klasik savaşlardan farklı ilerliyor. Süreçler çoğu zaman bilinçli biçimde yarım bırakılıyor.
Irak bunun en önemli örneklerinden biridir.
Bir devletin iki ordusu olmaz. Ya Kürdistan Federe Bölgesi tasfiye edilir ya da farklı bir siyasi noktaya evrilir.
Önümüzdeki dönemde Kürdistan meselesinin daha fazla tartışılacağını düşünüyorum.
İran ise Amerika'nın zayıf noktalarını iyi analiz ediyor ve daha stratejik hareket ediyor.
"Türkiye despot bir ülkedir"
Soru:
Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raporunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çiftyürek:
Türkiye'deki yönetim anlayışının demokratik standartlar açısından ciddi sorunlar taşıdığını düşünüyorum.
Erdoğan yönetimi, benim değerlendirmeme göre, Doğu despotizminin İslami versiyonudur.
Türkiye despot bir ülkedir.
"Muhalefeti kendi iç sorunlarıyla meşgul etmek istiyorlar"
Soru:
CHP ve muhalefetin mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çiftyürek:
Özgür Özel ve ekibi, CHP'nin geleneksel siyaset çizgisinin dışına çıkarak toplumla daha fazla temas kuran bir siyaset yürüttü.
Mutlak butlan tartışmasının ise Cumhur İttifakı'nın daha geniş siyasi hedefleriyle bağlantılı olduğunu düşünüyorum.
İktidarın yeniden cumhurbaşkanlığı ve iktidar hedefi var.
Muhalefeti kendi iç tartışmalarıyla meşgul etmek ve DEM Parti'yi etkisizleştirmek istediklerini düşünüyorum.
Kılıçdaroğlu ise başlangıçtan itibaren kayyum ve mutlak butlan tartışmalarına karşı daha net bir tutum almalıydı.
Sonuç: "Çözüm tartışması yeni bir döneme giriyor"
Türkiye'de Kürt meselesi, güvenlik politikaları, demokratikleşme ve anayasal tartışmalar ekseninde yeniden gündemin önemli başlıklarından biri haline geliyor.
DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, çözümün yalnızca silah bırakma süreciyle sınırlı tutulamayacağını; anayasal güvence, kültürel haklar ve siyasi statü tartışmalarının da ele alınması gerektiğini savunuyor.
Öte yandan devlet kanadından gelen bazı açıklamalarda da bölgenin yalnızca güvenlik perspektifiyle değerlendirilmemesi gerektiğine ilişkin vurgular öne çıkıyor.
Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin en önemli tartışmalarından biri, güvenlik yaklaşımı ile demokratik-siyasal çözüm arayışının nasıl dengeleneceği olacak.
Gazeteciliğin en önemli görevlerinden biri, toplumun zor sorularını sormaktır.
DEM’li Çiftyürek ile Kürt meselesi, barış süreci, demokratikleşme, bölgesel kalkınma ve Türkiye'nin geleceği üzerine kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdim.
Farklı görüşlerin, farklı kesimlerin ve farklı iddiaların kamuoyu önünde tartışılmasının demokratik toplumlar için önemli olduğuna inanıyorum.
Röportajda Çiftyürek'in değerlendirmeleriyle birlikte, Türkiye'nin uzun yıllardır tartıştığı başlıkları ele aldık.
"Kürt meselesi statü olmadan çözülemez"
Çiftyürek, yürütülen barış süreci tartışmalarından Kürtlerin taleplerine, özerklik tartışmasından Öcalan'ın durumuna, kayyum uygulamalarından muhalefetin tutumuna kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye'nin en kritik siyasi meselelerinden birini tüm yönleriyle konuştuk.
Röportajda ayrıca Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun ekonomik ve sosyal gelişmişliği, güvenlik politikaları ve bölgeye yönelik farklı siyasi yaklaşımlar da ele alındı.
Elbette ki Çiftyürek’in açıklamalarıyla ilgili takdiri
kamuoyu ve ilgili muhataplar yapacaktır.
Ben sadece gazetecilik görevimi yaptım. Değerli zamanlarını ayırdığı için de kendisine yürekten teşekkür ederim.
Bunlar da ilginizi çekebilir
Dilan'dan mektup var! Dilan Polat, Gazeteci İsmail Saymaz'a neler yazdı neler...
Kara para aklama ve vergi kaçırma suçlamalarıyla tutuklanan Dilan Polat’tan mektup geldi. Polat Gazeteci İsmail Saymaz’a mektup yazdı.
2 yıl önceKış hastalıkları, geçmeyen öksürük... Baş etmek için bu yöntemi deneyin!
Mevsim değişikliği ile birlikte artış yaşanan hastalıkların başında öksürük geliyor. Her yaş grubunda sıkça görülen inatçı öksürüğün çaresi mümkün. İşte o yöntemler...
2 yıl önceFilipinler'de hükümet ile Komünist parti, yıllardır süren çatışmaları bitirdi
Filipinler'de hükümet ve Filipinler Komünist Partisi, yıllardır süren çatışmaları sona erdirmek için görüşmelere yeniden başlamayı kabul etti.
2 yıl önce